24 Mart 2014 Pazartesi

yaşlandık mı?

Yakın zamanlarda ne kadar çok kötü haber aldık

Anlam veremediğimiz hastalıklar, düşünce salgınları, sorunlu söylemler

Şikayet etmek değil yaptığım ama isyan etmeye az kalan noktadayız.

Lime lime oldu kalbimiz ve zihnimiz,

Aşk vardı, sevgi, emek, huzur ve mutluluk vardı...

Nefret, kin, öfke kaldı ama ellerimizde.

Düşman olduk kendimize bile,

Irk, dil, din, cinsiyet, renk, fikir ayrımı yapmazdık biz,

Kimlik bilgisine değil, kalbine bakardık karşımıza çıkan kişinin.

Masallarda kaldı şimdi bu mutlu, barış dolu yaşadığımız günler

Işık saçan insanlardan olsak ya da karşımıza hep aydınlık insanlar çıksa!

??????????


                                                                                                            ayşe.
                                                                                                                          18/3/2014

kovaladım.



Güzel günler çabuk geçer. Sevilir önce insan, sonra sevinir. Sevindirilir biri de. Ne güzel şeyler mutluluk kovalamacaları. Kimin, kimin peşinden, nasıl ve ne zaman koştuğu önemli değil hiçbir zaman. Kovalamaca sadece mutluluğun peşi sıra. Düşündükçe bile kulağıma gülüşme sesleri geliyor. Uzaklarda hatta Kaf Dağı'nın ardında falan değil bu güzel sesler. Hepimizin içinde aslında. Dış dünya koşuşturmacasına kısa bir ara verip, içteki seslere kulak verebilmek yeterli. Yaşanan tüm bunalımlı günlere inat, ses yükseldikçe yükseliyor içeride. İzin veriyorum kendi iç sesime artık.
     
      Özgürsün!  

Bu ülkede ne kadar özgürsün bilmem ama benden izinlisin iç gülüş. Beni mutlu ettiğin gibi çevreme de gösterebilirsin gücünü ve büyüklüğünü.


                                                                                                                  ayşe.
                                                                                                                         18/3/2014

25 Şubat 2014 Salı

görüşürüz.


Nefes alıyorum. Nefes veriyorum. Okula gidiyorum. Eve dönüyorum. Sorgulamadan yapıyorum bu aralar. Dünya dönüyor. Bir gece, bir gündüz. Sırasını bozmaz hiç. Bana inat sanki bu kadar düzenli olması. Ya da kararlı. Çok özeniyorum. Çok özleniyorum. Çok özlemiyorum. Değişik hayat. Bir süre gitmek istiyorum. Çok değil, üç yıl kadar "ben"i dışarıdan izlemek istiyorum. Sudan çıkmış haldeki çırpınışlarımı görmek istiyorum. Olmayacak, gülüyorum bu isteğime. Diyorum ki, unutmak lazım. Gel, iki kadeh bir şey içip unutalım. Çay da olur hadi, sen ol yanımda, unutuyormuş gibi yapıp dertleşelim. Sen de anlıyormuş gibi yap. Onayla beni. Çok mu zor? Ben mi çok zorum? Sorular mı zor ya da? Sormadan olamadı ki. Gidiyorum yine. Son gidişlerim belki. Görüşürüz bir yıl önceki ben. Özlediğim mutlu ben. Çocukluğumla olan ben...
                                           

                                                                                                             ayşe.


                                                                                                                       17/11/2013

21 Kasım 2013 Perşembe

saat üç.

Saat gece yarısını üç saat geçmiş. Havada keskin bir ayaz. Sıcak odamda, hırkama sarılmış, dışarıdan gelen sesleri arıyorum merakla. Camı açtım, soğuk vurdu önce yüzüme şamar gibi. Sonra sesin sahibini gördüm. İki tekerlekli, beyaz yamalı çuval geçirilmiş bir araba ve boyundan büyük bu arabayı çeken bir genç...

Saat gece yarısını üç saat geçmiş.

Ben yanına yaklaşmaya korkarken, beline kadar sokuyor kendini çöp varillerinin içine. Karıştırıyor elleri üşüyerek, poşetleri açıyor. İki parça teneke, üç parça plastik için belki. Her bir varili karıştırıyor arabasını ağırlaştırabilmek için.

Ne tuhaf. Belki yaşımız bile aynı. Ben kollarımı bağlamışım, camdan onu izleyerek düşünüyorum. Onun ise tek derdi var: iki parça teneke, üç parça plastik. Ben içerdeyim, o ise ayazda...

Saat gece yarısını üç aaat geçmiş. Şartlar, sorumluluklar, omuzlardaki yükler, seçimler, adalet... Gerçek hayatın zorluğu hangimizin tarafında?


                                              ayşe. 

19 Kasım 2013 Salı

peki sonra?

Ruhumun üstüne koyu bir perde çekilmiş.
Güneşi umut ederken,
en ufak bir ışık süzmesi bile yok!
İçimdeki notların karalanmış olması bundandır.
Gözlerim içime kapalı.
Herkesin üstüne bir çizik,
kendimi de atlamadan hatta.
Peki sonra?

Her zaman mutlu olunur mu?
Palyaço olsam keşke,
boyalı bir yüz ve kırmızı burun.
Mutlu gösterir mi,
inandırır mı beni bana?
Hadi inandım,
peki sonra?

Serin bir rüzgar,
yerlere dökülmüş yapraklar.
Ne kadar şanslı bir kelime "gazel",
iki anlamı da saygıya değer.
Kendimi uydurmam zor ama,
kelimelerle yapabildim kafiyeyi.
Peki sonra?

Nereye kadar daha kandırabilirim kendimi?
Ah, nasıl da dürüstüm.(!)
Kendimi kandırmamı, kendime itiraf ediyorum.
Çok karıştım, düğümlendim, kayboldum, koptum, koparıldım, atıldım...
Peki sonra?...

                                                                                                       ayşe.        
                                                                                                                       6/11/2013

1 Kasım 2013 Cuma

c-esaret.


Hayatın tokadı, ağır gelir bazen.
Bana yine hazan.
bana yine hüsran.

İçten olmayan gülüşler.
Aynı onun gibi hüzünler.
Öfkeler ve mutluluklar.

Kimim ben?
Ya da neyim?
Neyi yaşıyorum da ne hissediyorum?

Hasret, burukluk, c-esaret.
Söylemeye, anlatmaya çekingen.
Duygular patlasa nehirler olur, ölür.

Kimler bilir, yanında olur?
Sen yoksun, ben yokum.
Başka kime gerek var?

                                                                                       ayşe.





5 Eylül 2013 Perşembe

peki.

Bencillik mi bu?
Kalabalıktan sadece bir kişinin "Hayır!" dediğini duyuyorum sanki.
Ya da hep benimle birlikte olan hiçkimsem o.

Hayat neden bu kadar zor?
Beynim, aklım, kalbim, duygularım paramparça.
Hangisini yaşayacağımı bilemedim.
"peki" diyorum yalnızca.
Diyemem ki başka bir şey, diyemiyorum...
Anlarsın sen "peki"nin altındakileri, derinindekileri...

Hayvanlardan farklıyız deriz ama,
tasmalarımız oluyor bizim de, büyüdükçe...
Belki de "peki" nin altından çaldım bu düşünceyi,
kim bilebilir?

Bağlanmak, sahiplenilmek mi güzel?
Düşünmemek, kalabalıkta yalnız olmak mı?
Mutlu olmak zor. Mutlu olabilmek...
Zor demiştim ya, gerçekten zor tüm bunlar...

                                                                                                                          ayşe.