5 Eylül 2013 Perşembe

peki.

Bencillik mi bu?
Kalabalıktan sadece bir kişinin "Hayır!" dediğini duyuyorum sanki.
Ya da hep benimle birlikte olan hiçkimsem o.

Hayat neden bu kadar zor?
Beynim, aklım, kalbim, duygularım paramparça.
Hangisini yaşayacağımı bilemedim.
"peki" diyorum yalnızca.
Diyemem ki başka bir şey, diyemiyorum...
Anlarsın sen "peki"nin altındakileri, derinindekileri...

Hayvanlardan farklıyız deriz ama,
tasmalarımız oluyor bizim de, büyüdükçe...
Belki de "peki" nin altından çaldım bu düşünceyi,
kim bilebilir?

Bağlanmak, sahiplenilmek mi güzel?
Düşünmemek, kalabalıkta yalnız olmak mı?
Mutlu olmak zor. Mutlu olabilmek...
Zor demiştim ya, gerçekten zor tüm bunlar...

                                                                                                                          ayşe.



28 Ağustos 2013 Çarşamba

başlıksız.



Ne anlatılır ki bunca şeyin üzerine? Gözlerin senden bağımsız davranır. Anlamaya çalışırsın. Ama mümkün mü bu acıyı yaşayabilmek? Tüm gerçekliği ve soğukluğuyla yaklaşırken neyi anlayabilirim, nasıl yardım edebilirim ben? Hayat devam ediyor, devam edecek de... Kötü şeyler nasıl oluyor da böyle üst üste geliyor, aynı kişiyi buluyor?  Nasıl bir sınav bu? Nasıl bir güç?

Yazı yazmak bile zor geliyor. Kelimeler sadece konuşurken boğazda düğümlenir sanırdım ama bunun yaşanan acıyla alakası varmış. Ellerim düğümleniyor.
En zor empati bu olsa gerek. Ve ben yanından bile geçemiyorum. Ben bunu bile yapamıyorken, gücün karşısında eğiliyorum saygıyla... 
Her şekilde yanındayım.Senin de, benim de...
                                      
                                                                                                       ayşe.

23 Temmuz 2013 Salı

küçük özgürlük avuntusu.





















Dört duvar. Bir ben. Bir sen.
"O"na yer yok hayatımızda.

3. tekiller hep zarar mı verir?
Yıkar mı mutluluk yuvası haline gelen aslında soğuk dört duvarı?

Kafamızı uzatıp nefes alabileceğimiz bir aralık yok mu burada,
illa ki dışarı mı çıkmak lazım bu soğuk duvarlardan ya da yıkmak mı lazım onları?

Eski radyodan Ahmet Kaya sesleniyor şimdi,
sevgi duvarı diye yalnızlığını seviyor, bak.

Sen hiç özlemez misin yalnızlığını,
hep dört duvarla kalınca "biz" olabileceğimizi mi sanıyorsun?

Anlamak lazım, anlaşmak, saygı duymak belki.
Özgür olmak, gözlerini kapatıp kendini boşluğa atarmışçasına özgür olmak.

Ah, ne güzel özgürlük!
Rutubet kokusu olmadan, burnunu acıtmayan özgürlük.
Kuşlarla birlikteymiş gibi, pervasızca.

Kendini özlüyor bazen insan, yoruluyor hayat karmaşasında.
Duvarların arasındaki küçük aralıklarla avunuyor.
Belki benim nefesim için varlar, belki de küçük fareler için.
Ne olursa olsun, bana bir aralık lazım. "küçük özgürlük avuntusu" 

                                                                                                         ayşe.






19 Temmuz 2013 Cuma

en büyük halka.

Dilin farklı söylese de, gözlerinin etrafındaki halkalar her zaman dürüst.
Aldığın her nefeste yiten bir ömür.
Yitirirken de sanki ağaçmışçasına halka oluşturan bir yapı.
Kandırmak hiç kolay değil iç dünyanı,
ki zaten bunu başarırsan halkalar terk eder seni.

En kötü şeydir yalan,
ama kendine söylersen yalanı ve inanabilirsen mutluluk oyununa,
daha yaşanabilir hale gelmez mi üçüncü gezegen?
Bak dünyaya,
milyarlarca yıldır güneşin etrafında dönmekten vazgeçti mi hiç?
En yaşlımız o,
kaç yılın sitemini kime ediyoruz ki?

Halkalar güzeldir.
Kendine söylenen yalanlar da.
Mutluluğa giden her yol güzeldir.
Genç için de, yaşlı için de.

                                                                                                    ayşe.

5 Temmuz 2013 Cuma

elma.

Koşuşturmaca.
Çok eğlenceli olduğu kadar zor da.
Yıpratıcı hatta.
-mış ama. Deneyerek öğrenmek paha biçilemez.
Güneşle birlikte uyanıp dışarı çıktım.
Batışıyla geldim eve.
Aydınlıkta koşuşturdum.
Ama zor.
Hayat da zorlaşıyor gittikçe.

Ben demiştim, büyümek hiç güzel değil hiç.
"Kutu kutu pense, elmamı yerse" bunun anlamını hiç düşünmeden,
Kimle olursa olsun el ele tutuşmak, sorgulamadan eğlenmek ne güzeldi.
Küçüktük ama, ne büyüktü kalplerimiz. (!)

Ben inat ediyorum, sayılar yalan söylemez.
Ruhumu besliyorum her gün sevgiyle.
Küçük kalacağım, bana söz verdim.
Hadi şimdiden başlayım,gelin.
"kutu kutu pense, elmamı yersee..."

15 Haziran 2013 Cumartesi

yemyeşil.

Boğazımı acıtan bir koku var.
Havanın pisliği mi bu yoksa ağaçların bize isyanı mı?
Koruyamamanın verdiği utançla kötü havaya söylenmek de ne tezat bir düşünce.

Gelecek olan nesle anlatmak lazım yeşili, muhtaçlığımızı.

Yoksa,

yeni nesil dalından koparıp küpe yapamayacak hiç kirazları,
belki dalını bile tanımayacak ultra teknolojik hayatında.

Yeşilin tüm tonlarını tanıyamadan,
markaların amblemlerinden gördükleriyle büyüyecekler. (!)

Sevgilerini gülle, çiçekle değil de elektronik postalarla ifade edecekler.
Ne acı,
sevgilerini bile...

Kendimiz için olmasa da o kirazların kulaklara küpe oluşunu görmek için sahip çıkalım.
Peşimizden gelen nesil için bir avuç yeşili bırakmanın haklı gururu için,
rahatça nefes almak için,
nefes alırken huzur dolmak için,
huzurla yaşamak ve yaşattığını bilmek için,
hep birlikte sahiplenelim,el ele...
                                                                                                   ayşe.






11 Haziran 2013 Salı

güneş.

Her güne yeni bir güneş.
Ama her gün farklı parlaklığı, aydınlatıcılığı ve göz alıcılığıyla.
Evreni çok sevmez belki de.
Çok özenirim.
Sevmemeye rağmen nasıl büyük bir ihtişam bu?
Nasıl bir denge ya da dengesizlik?
Bir anlasam,
başkalarının hayatını umursamadan kendi yeni gününü yaşamak.
Kendi dengeni düşünmek sadece.
Ah, ne güzel olur bunu bir başarabilsem.
Zor olsa da deneyelim,
Hedefim güneş bundan sonra!